LİBYA İLE MUTABAKAT VE SONUÇLARI
Eşref Özdemir

Eşref Özdemir

LİBYA İLE MUTABAKAT VE SONUÇLARI

07 Temmuz 2020 - 01:15

LİBYA İLE MUTABAKAT VE SONUÇLARI

27.11.2019 tarihinde Libya Ulusal Hükümetiyle T.C Hükümeti arasında Akdeniz'de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin imzalanan mutabakat hem TBMM'de hem Libya'da onaylandı ve BM'ye tescil ettirildi. BM'ye tescil ettirilen antlaşma deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkindir. Mutabakat kapsamı kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge antlaşmalarını içermektedir. BM tescili önemlidir, ileride çıkabilecek bir uyuşmazlıkta, gidebilecek herhangi bir hukuk mercisine, antlaşmanın BM'de tescil edildiğine ilişkin önemli ve resmi bir delil oluşturmaktadır.

2000'li yıllardan itibaren Doğu Akdeniz'de ciddi bir uyuşmazlık çıktı. 2003 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Mısır arasında 200 mile kadar alanda canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi konusunda Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma antlaşması yapıldı. Kıbrıs Rum Kesimi, 2003 yılında Lübnan'la, 2010 yılında İsrail'le benzer anlaşmalar yaptı.
2016 yılında Mısır, Yunanistan ve GKRY; Dışişleri Bakanlıkları nezdinde bir zirve yaptılar ve Doğu Akdeniz'deki zengin enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda bir mutabakata varıp Kahire Deklarasyonunu yayınlandılar.

Yine 2016 yılında, Lefkoşa Deklarasyonu açıklandı. Bu defa bahsi geçen üç ülkeye ABD'de katıldı. Anlaşmalar kamuoyunda Eastmed diye bilinen Doğu Akdeniz Projesine dayanmaktadır. Projenin asıl amacı İsrail’in ve Kıbrıs adasının çevresindeki, hem kendi kıta sahanlığında ve münhasır ekonomik bölgesinde hem de Mısır ve Yunanistan ile birlikte yaptıkları antlaşmalarla Doğu Akdeniz'de bulunan hidrokarbon, petrol, doğalgaz gibi zengin enerji kaynaklarının çıkarılması ve bunun (özellikle Akdeniz'de) yapılacak boru hattıyla birlikte Avrupa'ya taşınma projesi yatıyor. Denizaltı kaynakları bu proje kapsamında döşenecek bir boru hattıyla (ki 2000 km'lik, 1300 km'si de denizin altından gidiyor) Avrupa'ya taşınacaktır. ABD'nin bulunma sebebi İsrail kanalıyla projeye destek vermesidir.

Doğu Akdeniz bu projeyle ilişkili olarak son 10-15 yılda bütün küresel güçlerin, başta ABD olmak üzere, Rusya'nın ve zaman zaman Çin'in çok etkinlik kazanmaya çalıştığı bir alan haline gelmiştir.
Türkiye aslında bu gelişmeleri biraz geç fark etti, geç reaksiyon verdi. Aslında 2011 yılında Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet (KKTC) arasında Washington'da kıta sahanlığı sözleşmesi yapılmıştı. Gecikmiş de olsa Türkiye bu antlaşmaları; en yetkili organı olan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yaptığı değerlendirmeler sonucunda tanımadığını açıkladı. Bu önemli bir beyandı ve resmi açıklamaydı.
Türkiye Akdeniz'de sıradan bir ülke değil, Türkiye 911 kilometresi Akdeniz'de kıyıdaş Akdeniz'e en uzun kıyısı olan bir ülkedir. Türkiye'nin ileri sürdüğü tezler, uluslararası deniz hukukuna ve uluslararası hukuk ilkelerine çok uygundur. Türkiye'nin temelde ileri sürdüğü tezler şunlardır:
Türkiye'nin gerek uluslararası deniz hukuku mevzuatına gerek uluslararası hukukun ilke ve esaslarına bağlı olarak; uluslararası hukuka mevzuata uygun ve hakkaniyete dayalı bir çözüm istemektedir.
Türkiye'nin kıta sahanlığı haklarının ihlal edilerek, KKTC'yi devre dışı bırakarak GKRY adaya tek başına hakim olacak şekilde imza atılmasına karşıdır.

Türkiye bu şekliyle yapılan anlaşmaları ve KKTC'yi devre dışı bırakarak Türkiye'nin hem kıta sahanlığı haklarını hem de münhasır ekonomik bölgesini (KKTC'nin de aynı şekilde) haklarını ihlal ederek Türkiye'yi Antalya Körfezi'ne, kendi yakın kıyılarına sıkıştırma projesi olarak görmektedir.
Eğer kıyıdaş devletler arasında bir kıta sahanlığı sınırlandırılması, bir münhasır ekonomik bölge sınırlandırılması yapılacaksa burada esas alınması gereken şey coğrafyadır. Paylaşım ortay hat üzerinden çizilerek hakkaniyete uygun olarak yapılmalıdır.
Türkiye'nin ileri sürdüğü temel tez, '' bütün Akdeniz'in kaynakları bana aittir, kaynaklarını ben kullanacağım '' tezi değildir.

Yunanistan’ın temel stratejisi, hem kıta ülkesinin hem adaların 200 mile kadar kıta sahanlığı ve MEB hakkı olduğudur. Bu şekilde Rodos-Girit-Meis hattını esas alıp bölgesini Güney Kıbrıs’a kadar devam ettirmek istiyor. Yunanistan temel tezini AB tarafından kabul edilen Avrupa Deniz Yetki Alanlarının belirlendiği Sevilla haritasına dayandırmaktadır. Uyuşmazlık burada ortaya çıkmaktadır.

Neticeten; Doğu Akdeniz deniz yetki alanları sorunu çözülemeyecek bir sorun değildir. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi Doğu Akdeniz’de de argümanları güçlüdür ve uluslararası meşru temeli vardır. Libya ile yapılan mutabakat taraf ülkeleri hakça bir çözüme zorlayan bir kozdur. Türkiye güncel politik ortamdan çok da etkilenmeden Libya ile olduğu gibi, gelecekte Mısır, İsrail, Lübnan ile de, hakça bir paylaşım için masaya oturmanın yollarını aramalıdır. Çünkü kıyıdaş ülkelerin menfaati bunu gerektirmektedir.
 
 
 

YORUMLAR

  • 5 Yorum
  • Erhan İpek
    3 ay önce
    Libya ile yapılan mutabakatı bu hükümetin yegane doğrusu olarak görüyorum. Her ne kadar BM tarafından tanınan yasal Libya yönetiminin pozisyonu o kadar güçlü olmasa da bunun önemli bir kazanım olduğuna inanıyorum. Dile getirdiğiniz gibi bu tarz anlaşmaların Mısır, İsrail vb. ülkelerle de yapılmasının yolu araştırılmalıdır. Önemli olan nokta da bu. Din ve mezhep eksenli dış politika söylemi ile bu başarılabilir mi? Çok aydınlatıcı ve güzel bir makaleyi Eşref bey. Çok teşekkür ederiz.
  • Erhan İpek
    3 ay önce
    Libya ile yapılan mutabakatı bu hükümetin yegane doğrusu olarak görüyorum. Her ne kadar BM tarafından tanınan yasal Libya yönetiminin pozisyonu o kadar güçlü olmasa da bunun önemli bir kazanım olduğuna inanıyorum. Dile getirdiğiniz gibi bu tarz anlaşmaların Mısır, İsrail vb. ülkelerle de yapılmasının yolu araştırılmalıdır. Önemli olan nokta da bu. Din ve mezhep eksenli dış politika söylemi ile bu başarılabilir mi? Çok aydınlatıcı ve güzel bir makaleyi Eşref bey. Çok teşekkür ederiz.
  • Gök Gök
    3 ay önce
    Emeğine sağlık Eşref kardeşim. Daha fazla aydınlanıyor sayende
  • Sevil Aydemir
    3 ay önce
    Eşref hocam bu analizlerinizin daha geniş kitlelere de ulaşması lazım.Yine güzel bir konu yine çok doğru analiz. Emeğinize sağlık.
  • Ceasere
    3 ay önce
    O zaman bir an önce çözüm arayışına girmek lazım. Bildiğim kadarıyla sorunlu bir bölge olduğu için şirketler bölgeden çekildi. Doğalgazın çıkarılmasının da zahmetli ve maliyetli olduğu söyleniyor. Zenginlikten faydalanmak için çözüm şart.