19 MAYIS'TA YANAN ATEŞ
Eşref Özdemir

Eşref Özdemir

19 MAYIS'TA YANAN ATEŞ

17 Mayıs 2019 - 13:56

19 MAYIS’TA YANAN ATEŞ
Tarih kitaplarımızda 19 Mayıs 1919 tarihi Kurtuluş Savaşının başladığı gün olarak yer alır. Çünkü 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan milli mücadele 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’de sonlanmıştır. Üç yıldan fazla süren kurtuluş mücadelesinde bir millet yok olmanın eşiğinden harekete geçerek, önce ülkesini emperyalizmin pençesinden kurtarmış, daha sonra bu başarısını yepyeni bir Cumhuriyetle taçlandırmıştır.
Şimdi 100 yıldan da öteye gidelim, neler yaşanmıştı da bu ülke topyekün bir kurtuluş mücadelesine girmek zorunda kalmıştı? Başlangıç olarak Fransız İhtilalini alabiliriz. 1789 yılında Fransa’da halk karşı Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik (Liberte, Egalite, Fraternite) sloganıyla krala başkaldırmış ve monarşiyi devirmişti. Biz bunu bir halk ihtilali olarak tanımlıyoruz. 1215 yılında İngiliz soylularınca krala imzalatılan Magna Carta’dan beri süregelen hak ve hukuk mücadelesi ilk kez bir siyasal sistemi değiştirmişti. Fransız İhtilali ile ilahi olduğu sanılan ve Tanrı’dan krala aktarılan egemenlik gökyüzünden yeryüzüne indirilmişti. İhtilalin etkileri takip eden yıllarda görülmeye başladı. Koskoca hanedanlar, krallar, monarşiler bir bir yıkılmaya başlamış yerlerine milli devletler (cumhuriyet) kurulmuştu. Alman İmparatorluğu, Avusturya Macaristan İmparatorluğu, İspanya ve Fransa Krallıkları, Rusya İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışında Fransız İhtilalinin etkileri vardır.
Savaşlar, savaşları izledi, egemenliğin millete ait olduğu fikri artık yadsınmıyordu. 1900’lü yıllarda dünya ekonomik ve siyasal çalkantıların içerisine düştü. Sanayi devrimiyle bir ekonomik sistem olarak yaygınlaşan kapitalizm hammadde arayışı içerisinde sömürgeciliğe yönelmiş, emperyalizmi kendisine kardeş edinmiş ve yeni bir dünya paylaşımı ister hale gelmişti.
Dünyada bu gelişmeler yaşanırken topraklarımızda durum neydi? Elbette Osmanlı İmparatorluğu da bu gelişmelerden etkilendi. 1800’lü yılların ikinci yarısında başlayan siyasal hareketler Osmanlı monarşisini zorlamaya başlamıştı. Islahat ve Tanzimat fermanları ilk açılımlardı. Devamında birinci ve ikinci Meşrutiyet denemeleri ve Kanuni Esasi Osmanlı’da Anayasal bir rejimin başlangıcıydı. Osmanlı monarşisi de özgürlükçü, Anayasal siyasi akımlara karşı duramayacağını anlamış ve bir şekilde uzlaşma yoluna girmişti. Bu akımlar genelde birer halk hareketinden ziyade elit diyebileceğimiz bir kitle tarafından temsil edilse de monarşi için yıkıcı etkileri vardı. Osmanlı sanayi devrimini de okuyamamıştı. Halk eğitimsiz, cahildi, Anadolu yoksullukla, hastalıklarla mücadele ediyordu. 1900’lü yılların başında Osmanlı, Avrupa devletleri tarafından “hasta adam” olarak tanımlanıyor ve Osmanlı toprakları üzerinde gizli paylaşma görüşmeleri yapılıyordu. 1911-1912 Trablusgarp (Libya) ve 1912 Balkan Savaşları hasta adamın elindeki geniş toprakların elden çıkmasına sebep olmuştu.
Birinci Dünya Savaşının başı yani 1914 yılı kaçınılmaz sonun da başlangıcıydı. Alman İmparatorluğunun müttefiki olarak girdiğimiz savaşta Çanakkale’de, Galiçya’da, Kut’ül Amare’de gösterilen başarılar savaşın kazanılmasına yetmemişti. 30 Ekim 1918’de Mondros’da ateşkes ve teslim olma anlaşmasını imzalayan Osmanlı Devletinin fiili işgali de başlamıştı.
15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalini takip eden hafta da 21 Mayıs 1919 tarihinde Menemen de Yunan birliklerinin işgaline uğrar. Bakın burada ilginç bir hatırlatma yapacağım. Henüz Sevr Anlaşması yok. Savaşı kazanan devletler işgali Mondros anlaşması hükümlerine göre ateşkes koşullarında gerçekleştiriyor.
İşgalle birlikte direniş de başlıyor. İzmir’de gazeteci Hasan Tahsin’in ilk kurşunuyla başlayan karşı koyma hareketleri yayılmaya başlıyor. Kuvayı Milliye yani Milli Kuvvetlerin çete ve milisleri Ayvalık’ta, Bergama’da, Balıkesir’de örgütleniyor.
23 Mayıs 1919’da Sultanahmet Meydanında binlerce kişi toplanarak, Halide Edip’in “Dünyaların öbür ucuna at süren namağlup erlerin evlatları önünde baş eğiyor ve yemin ediyorum” sözleriyle İstanbul halkı da işgale karşı çıkacağını ilan ediyor.
İşgalci Yunan Ordusunun birlikleri 14 Haziran 1919’da Bergama’da Milli Kuvvetlerin baskınına uğruyor ve ağır bir yenilgiyle Bergama’dan geri çekilmek zorunda kalıyor. 17 Haziran 1919 tarihinde Bergama’dan kaçarak Menemen’e çekilen Yunan ordusu Menemen’de yerli Rumlarla da birleşerek adeta bir katliam gerçekleştiriyor. Olaylara müdahale etmeye çalışan Menemen Kaymakamı Kemal Bey (Şehit Kemal) hunharca katlediliyor.
İşte bu gelişmeler yaşanırken, 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Bandırma isimli bir vapur Samsun’a doğru yola çıkıyor. Mustafa Kemal Paşa ve dava arkadaşları milli mücadeleyi başlatmak üzere kararlı ve emin adımlarla Samsun’da karaya çıkıyor.
Mustafa Kemal Atatürk yıllar sonra yaşanan olayları Nutuk’ta şu şeklide anlatır;
“Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilâf devletleri, ateşkes anlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Birer uydurma nedenle, İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizlerce işgal edilmiş. Antalya ile Konya'da İtalyan birlikleri, Merzifon'la Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmakta. Daha sonra, sözümüze başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da İtilâf Devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir'e çıkarılıyor.”
Daha sonra yine Nutuk’ta “benim kararım” diyerek devam eder;
 
“Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son sorun, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktan başka bir şey değildi. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükümet, bunların hepsi anlamını yitirmiş birtakım anlamsız sözlerdi.
bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.”
 
“İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.”
 
Öyleyse, ya bağımsızlık, ya ölüm!”
 
“İşte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktır.”
 
Görüldüğü üzere “Kutsal İsyan”ın ilk ateşleri Ege bölgesinde yanmaya başlamıştır. Ege’de Kuvayı Milliye'nin kurulmasında üç albay; Albay Bekir Sami (Günsav), Albay Kazım (Özalp), Albay Mehmet Şefik (Aker) çok etkili olmuştur.
İşte Hasan Tahsinlerin, Şehit Kemallerin canlarını ortaya koyarak oluşturduğu bu ilk kıvılcımlar, Urla'da Yarbay Kazım, Ayvalık'ta Yarbay Ali (Çetinkaya), Ödemiş'te Yüzbaşı Tahir Fethi (Özerk), Nazilli'de Binbaşı Hacı (Şükrü) ile ateş olup Ege’yi sarmış nihayetinde Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde 19 Mayıs 1919’da başlayan bir Anadolu yangınına dönüşmüştür. 
Bu önemli günün 100. yılı vesilesiyle Ege bölgesinde bu ateşi yakan Hasan Tahsinleri, Şehit Kemalleri, Albay Bekir Sami, Albay Kazım, Albay Mehmet Şefik gibi komutanları, Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, İpsiz Recep gibi efeleri ve çeteleri, Türkiye’nin kurucusu, milli mücadelenin önderi ve Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bağımsızlık ve özgürlük ateşini Samsun üzerinden  Anadolu’ya taşıyan Bandırma vapuru yolcularını ve Kurtuluş Savaşımızın daha adını sayamadığımız nice kahraman şehitlerini, gazilerini bir kez daha saygıyla anıyor ve selamlıyoruz. Vatan size minnettardır…
 
 
 

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • Troçki
    6 ay önce
    Tarihsel boyuttan özele iyi bir özet olmuş. Şunu desek? Milli mücadele hem emperyalizme hem de saltanata karşı eşzamanlı bir başkaldırıdır. Bu yönleriyle tek ve örnektir.
  • Erhan İpek
    6 ay önce
    Tebrikler Eşref Bey. Keşke herkes yazdıklarınızı anlayarak okusa da bağımsızlığımızın ne kadar değerli olduğunu anlasa. Kaleminize sağlık.
  • Zeynep Çerik
    6 ay önce
    Tebrikler hocam.
  • Mehmet Sutaşır
    6 ay önce
    Ya özgürlük ya ölüm Bravo yazarımıza